2009 Biterken..

30 Aralık 2009 Çarşamba


  • Bu yazıyı yazmaya taa geçen hafta başladım aslında. Ama o kadar yoğunum, o kadar vakitsizim ki ancak bitirebildim, aslında tam bitmedi de ama olduğu kadarıyla artık.. Uzun uzun 2009da ve son 10 yılda ne oldu ne bitti yazmak bir yana, paragraf olarak yazdığım yazıyı madde maddeye dönüştürmek zorunda kaldım bir türlü sonu gelmeyince. Biraz daha bekleseydim 2010 Aralık'ta yazacağım yazıya ön hazırlık olarak kalacaktı neredeyse.
  • Bir yılın daha sonuna geldik resmen ya. Zaman mı hızlı akmaya başladı yoksa bana mı öyle geliyor, eskiden daha yavaş geçerdi sanki... Yaşlanıyor muyum ne. 2009'u geçtim, 2000'e girdiğimiz gün bile daha dün gibi sanki..
  • Ne güzeldi 2000 ayrıca, son 10 yılın hangisi en iyisiydi diye sorsalar cevabım kesinlikle 2000 olur. İçindeki 17 Mayıs'ı yeterince güzel yapmaya yetiyor 2000'i.. 2010 da 2000 kadar güzel olsun, daha da güzel olsun hatta.
  • 2009'sa pek parlak geçmedi aslında, 2008 kadar güzel değildi en azından.. Beni mutlu eden olayları elbet vardı tabi, bu yıl 4 kere Galatasaray maçına gittim mesela. Sonra Kewell'ın yüzüne karşı "I love you" diyebildim. Hayatımın ilk iş tecrübesini futboldan sonra en sevdiğim spor olan Formula 1 sayesinde yaşadım ve mükemmel 2 gün geçirdim İstanbul GP'sinde, ama yine de 2008 kadar güzel değildi işte. Tek sayılı yıllar her zaman çift sayılı yıllardan daha kötü geçer hem, bu hep böyledir. Bu yüzden 2010'dan daha bi' umutluyum, daha güzel olacak sanki.
  • Bu sene de yeni yıla ders çalışarak gireceğim ne yazık ki. "dilek tut saat 12de, gerçekleşsin" muhabbeti yapılırken aklımdan geçecek ilk şey finaller olacak muhtemelen. Yeni yıla nasıl girersen öyle geçer sözüne de inanmak istemiyorum bu yüzden, bütün yılım ders çalışarak geçmesin yahu.
  • 2009 demişken; blogdaşım, renkdaşım, ortağım, canım dostum, bir görünüp bir kaybolan, kaybolduğu anlarda fazlasıyla merak ettiğim Ceyda için ayrı bir paragraf açmamak olmaz. Birbirimizi sadece üye olduğumuz ortak siteden tanıyorken ve hiç yüzyüze görüşmemişken, 1 Mayıs 2009 günü Hacettepe maçı öncesinde Galatasaray'ın kaldığı otelin önünde yanıma gelerek "Gözde'sin sen değil mi?" diye sormasaydı ve bununla beraber dostluğumuzun temelini atmamış olsaydık, şu anda bu blog olmayacaktı belki de. İyiki tanışmışız Ceyda. Öncelikle mutlu yıllar sana, sonralıkla da gel ve daha çok yaz artık , özlüyorum ama..
  • Her yeniyıl öncesinde olduğu gibi 2010'da da gerçekleşmesini istediğim pek çok şey var tabi. Ayrıca 2010 diğer yıllardan farklı bir önem taşıyor benim için. 21 yıllık hayatımın en güzel yılı olabilir, böyle bir ihtimali var bu senenin. Hatta biraz daha detaya inmem gerekirse, 2010 Mayısı hayatımın en güzel Mayısı olabilir. Galatasaray'ın 09/10 sezonu Turkcell Super Lig son maçı Ankara'da, Gençlerbirliği'yle ve o maçta, o stadda şampiyonluğa canlı canlı tanık olabilme ihtimali bile ağzımın kulaklarıma varmasına yetiyor, tek bir dilek dile bu seneden, gerçekleşmesi kesin deseler kesinlikle bunu dilerdim, o kadar çok istiyorum. Mayıslar bizim hem zaten, 2010 Mayıs'ı da benim olsun!
  • 2010'dan umutluyum demiştim değil mi? Bunun bir nedeni de Ocak ayının benim açımdan oldukça güzel geçecek olması. 27 Ocak'ta Galatasaray Ankaragücü maçı için Ankara'ya geliyor. 4 Ekim günü yaşadıklarımdan sonra ikinci bir emre kadar her türlü maça gitmem yasaklandı ailem tarafından, her ne kadar diğer maçlar konusunda zaman geçtikçe yumuşayacaklarını düşünsem de, özellikle annem Ankaragücü kelimesini duyunca bile tüyleri diken diken oluyor. Ama gözümü kararttım, gerekirse evden kaçar yine giderim ben bu maça. Ben de korkmuyor değilim, o ayrı ama Mayıs'a kadar Galatasaray'ı göremeyecek olma ihtimali var işin ucunda.
  • 2009'un son 3 ayında hayatıma dahil olmuş ve muhtemelen meslek hayatım boyunca dahil olmaya devam edecek Flash gibi kabus bir programla hazırlamam gereken bir proje, çalışmam gereken onlarca sayfa var ve ben hala buradayım. İşte bu yüzden derhal terkediyorum blogu ve sözlerime son verirken, hepinize dilediğiniz herşeyin bir bir gerçekleştiği bir 2010 diliyorum.





**Foto da buradan alıntı.

Read more...

Vişneye Çalan Koyu Kırmızı

23 Aralık 2009 Çarşamba

Rengi mükemmel, kumaşı mor forma kumaşı gibiymiş- ki bu da mükemmel demek oluyor, sarı çizgiler çok güzel duruyor ve aylar geçmesine rağmen bir türlü gözümün alışamadığı "Türk Telekom" yazısı bu sezon çıkan formalar içinde en çok kırmızı formaya yakışmış. Düz kırmızı formanın çıkacağını öğrendiğim ilk günden beri forma için biriktirdiğim bir miktar param vardı, aylarca o paraya dokunmamak için neler çektim bi ben bilirim! Nihayet artık o bekleyişin sonuna geldim, benim olacaksın kırmızı!

Read more...

Başka İhtimal Var Mıydı?

22 Aralık 2009 Salı

Yoktu tabi ki de,
Fifa Yılın Futbolcusu ödülü Messi'nin.

Read more...

19

Gençlerbirliği maçının tamamını izleyemedim, sonradan izlemiş olsam da uzun uzun yazı yazacak vakit bulamadım bir türlü. Ama Kewell'ın attığı ve -malesef- ofsayt olduğu için geçersiz sayılan gole değinmemek olmaz. Bu nasıl bir vuruştur, nasıl klas bir harekettir yahu. Eğer gol, "gol" olsaydı şüphesiz sezonun en iyi gollerinden biri olacaktı. Elano-Keita-Kewell ortak yapımı olan gol de harikaydı gerçi, Keita Kewell'a gol attırmaya yeminli çıkmıştı maça zaten, gol sonrasındaki sevinci de şahaneydi ayrıca.
Milan Baros'un talihsiz bir şekilde sakatlanmasından sonra ne olacak, ne yaparız derken ligin ilk yarısı bitti resmen. Bu süreçte tek farklı da olsa alınan galibiyetlerde, hatta beraberliklerde en Kewell'ın rolü oldukça fazlaydı , son dönemlerdeki performansı ve attığı goller de bunu gösteriyor zaten. Elano'nun yükselen form grafiği, Keita'nın zaten mükemmel oynaması, devre arasında takıma gelecek takviyeler, ve tabi Baros'un sahalara geri dönmesinden sonra sezon başındaki bol gollü maçlara geri dönüş yaparız diye düşünüyorum, umarım yanılmam.
2 gündür en çok konuşulan konulardan biri olan ve daha da konuşulacak gibi görünen Kewell'ın sayılmayan golü ve attığı golden sonra Elano'yla yaptıkları süper şirin danslarıyla da yazımı bitiriyorum.






Tekrar tekrar söylüyorum, sözleşme imzalanana kadar da söylemeye devam edeceğim;
Stay with us Kewell, lütfen yaa!!

Read more...

6

21 Aralık 2009 Pazartesi


2009 yılı sonlanmak üzereyken yılın takımı kimdi sorusu sorulsa yüzde 99 Barcelona cevabı gelecektir kuşkusuz. Ben kazandıkları 5 kupayı bile arka arkaya ezbere sayamıyorken, Cumartesi günü Fifa Dünya Kulüpler Kupası'nda Estudiantes'i 2-1 yenerek 6.sını kazandı onlar. Kırılması çok zor bir rekor, tekrarlanırsa da yine Barcelona tarafından tekrarlanır heralde bir yılda bu kadar başarı.

Read more...

Stay, stay with us!

19 Aralık 2009 Cumartesi


Harry, Harry Kewell!!

Read more...

Galatasaray-Atletico Madrid

18 Aralık 2009 Cuma

Gelebilecek en zorlu rakiplerden biri geldi. Kazanması zor 2 maç var önümüzde. Evet zor, ama imkansız değil. İlk maçın Madrid'de olması da avantaj ayrıca. Üstelik böyle zorlu bir rakibi devirerek bir üst tura çıkmak -inşallah- daha güzel olacak. Devre arasında yapılacaklar, takıma gelecek takviyeler bir kez daha önem kazandı şimdi.

Read more...

100th Episode

17 Aralık 2009 Perşembe


11 Ocak 2010 günü How I Met Your Mother'ın 100. bölümü yayınlanacak. Benim şimdiye kadar en sevdiğim dizinin en sevdiğim karakteri olan The OC'nin Summer'ı ve aynı zamanda beğendiğim oyunculardan biri olan Rachel Bilson'ın 100. bölümde oynayacağı açıklanmıştı önceden. 100. bölümün Rachel Bilson dışındaki süprizleri de açıklandı geçtiğimiz günlerde. Emmy Ödül Töreni'nde söylediği şarkıyla gönlümüzde bir kez daha taht kurmuş olan Neil Patrick Harris, 100. bölümde de şarkı söyleyecekmiş, hatta promo fotoğraflarına bakılırsa daha çok müzikal havasında geçecek gibi görünüyor 100. bölüm.

Barney Stinson yorumuyla "Singin' in the Sun" oluyor bu da sanırım :)

Read more...

Sturm Graz:1-Galatasaray:0



Sturm'a giden 16 kişilik kadro açıklandığında belli olmuştu zaten Sturm Graz-Galatasaray maçının hazırlık maçı havasında geçeceği. Panatinakos maçıyla grupta liderliği garantileyen Galatasaray prestij maçına çıkıyorken, aynı zamanda ilk11de şans bulamayan oyuncular için de devre arası transfer dönemi öncesinde bir nevi sınav olacaktı bu maç. Maçtan sonra da görüldü ki bu sınavı hiçbiri veremedi. Bir yanım maçın beraberlik veya yenilgiyle sonuçlanacağını düşünürken, bir yanım da gençlerin ilk kez ilk11de oynuyor olmanın getirdiği hırsla maçı kazanacaklarını düşünüyordu, yanılmışım.

Sahanın en iyisi Keita'ydı, ama tek başına onun bu kadar iyi olması yetmedi ve onun hızına ayak uydurabilen kimse olmadığı için de maça skor olarak yansıyamadı bu performansı. Keita kadar iyi ve hırslı oynayan bir futbolcu daha olsaydı sonuç daha farklı olabilirdi belki. Linderoth uzuuun bir zamandan sonra ilk kez ilk11de sahaya çıktı. Çıktı çıkmasına ama oyundan alındığı süreye kadar yüzünü görmek bir yana, adını bile duymadım doğru düzgün.

Aydın, yıllardır hep aynı Aydın. Bu maçta da ona daha önce defalarca verilmiş olup kullanamadığı fırsatı yine kullanamadı ve sahanın en kötülerinden biri oldu o da. Muhtemelen Galatasaray'da ilk11de başladığı son maçıydı zaten.. Servet son zamanlardaki izlediğim en kötü performansıyla sahadaydı, yaptığı akılalmaz hatayla resmen golü Sturm Graz'a hediye etti. Servet'in hediye ettiği gol haricinde sahada 90 dakika boyunca kayda değer hiç birşey yoktu zaten. İki takım da sonuca razıydı.

Kalede Aykut yerine Ufuk'u görmek isterdim. Ufuk'un ilk11de başlayacağını düşünüyordum, Aykut'u görünce şaşırdım, artık Ufuk'a da şans verilmesi gerekiyor bence.

Sonuç olarak, hiç kimse -en azından ben- Galatasaray'ın dört dörtlük bir performansla oynayıp Strum'u farklı yeneceğini beklemiyordu zaten, ama gençler ve ilk 11de forma şansı bulamayan oyuncular açısından önemli bir fırsattı bu maç. Ama uzun zamandır oynamayıp bu maçta forma fırsatı bulan oyuncular arasında iyi performansıyla gözüme çarpan pek kimse de olmadı ve 90 dakika boyunca oldukça sıkıcı bir maç izlemiş olduk. Yedek kadronun bu kötü futbolu da devre arası transfer döneminde yönetim ve teknik ekibin vereceği kararlara ışık tutmuştur diye tahmin ediyorum.

Read more...

Ezel

15 Aralık 2009 Salı


Aslında geçen hafta yazacaktım Ezel'le ilgili, ama ödevlerin yoğunluğundan bir türlü vakit olmadı. Nasılsa bu hafta da en az 10. bölüm kadar şahane bir bölüm yaparlar diye bugüne bıraktım yazımı. Gerçi geçen haftaki 10. bölüm kadar efsane olmadı 11. bölüm, orası ayrı. Ama yine de "en sevdiğim Türk dizisi" olma ünvanını kimselere kaptırmış değil Ezel. En son hangi dizi için reklam aralarında bile ekran karşısında böylesi çakılı kaldığımı bile hatırlamıyorum, baya yıl oldu ama eminim. Ezel hakkında aylar önce yazdığım yazıda söylemiştim replikler harika diye, eksik söylemişim. Yalnızca replikler değil, çekim teknikleri, ters köşeler, flashbackler hepsi birbirinden mükemmel. Dizinin bilindik klişe dizilerden farklı bir konuya sahip olması da bu kadar izlenilir kılıyor zaten. Ve tabi ki de daha ilk 10 bölümde reytingleri silip süpürmesinde oyuncuların payı da oldukça büyük. Hele ki bir Tuncel Kurtiz var ki, hafta boyunca facebook newsfeedimde en çok karşıma çıkan X became a fan of Ramiz dayı yazılarının nedeni kendisi. Bütün bölüm şiir okusa dinlerim heralde, o kadar etkileyici bir ses tonu var. Bu hafta pek yoktu ortalarda gerçi, özledik dayıyı. Bölüm bitmeden son dakika golünü attı ama yetmez bu, daha çok Ramiz dayı sahnesi olsun yahu.

Read more...

Geri Dönüş

12 Aralık 2009 Cumartesi


Son haftalardaki kötü gidişata bir dur demek gerekiyordu artık. O yüzden Antalyaspor deplasmanından 3 puanla dönmek büyük önem taşıyordu Galatasaray için. Kaç haftadır kaybedilen puanlardan, kaçan fırsatlardan sonra bu hafta Antalyaspor karşısında 2-0 geriye düştüğü maçı 3-2'ye getirerek kazandığı 3 puanla ve maç fazlasıyla hakettiği yer olan liderliğe yerleşti Galatasaray. Şimdi rakiplerin maç sonuçlarını beklemeye başladık. Umarım lider başladığımız haftayı lider kapatırız.

Maça gelirsem, ilk yarıya etkili başlayan taraf Antalyaspor'du. Kuşkusuz bunda buldukları ilk gol ve ardından gelen ikinci golün de etkisi büyük. Galatasaray'ın 13 dakika arayla yediği iki gol de birbirinin neredeyse aynısıydı. Ofsayt mı değil mi tartışmaları bir yana , Galatasaray'ın bu kadar basit goller yemesinde en büyük hata defansın uyumsuzluğundaydı. Bunun en büyük sebebiyse Mustafa Sarp'ın yokluğu, Gökhan Zan'ın sakatlığı ve Galatasaray'ın bu sakatlıklar ve cezalar nedeniyle rotasyona giderek bambaşka bir defans kurgusuyla sahaya çıkmasıydı. Bu uyumsuzluk da 2 tane birbirinden basit gol yenilmesine yol açtı.

Gol yemek demişken Leo Franco'ya değinmemek olmaz. Leo Franco beni her maçta fazlasıyla korkutuyor, özellikle son dakikalarına geldiğinde tek farklı galibiyetle önde olduğumuz anlarda. Defansın da çok parlak olduğu söylenemez, ama bazı durumlarda da defansın yaptığı hataları kalecinin telafi etmesi lazım yaptığı kritik kurtarışlarıyla. Bu maçtaysa Leo'dan çok direkler kurtarıcılık yaptı denilebilir. Direkler de olmasa sonuç ne olurdu tahmin etmek istemiyorum, zira Antalyaspor'un neredeyse yüzde100lük gol pozisyonları oldukça fazlaydı. Maç 2-1'ken sanıyorum Necati'nin direkte patlayan bir gol pozisyonu vardı, o pozisyonun golle sonuçlanmaması ve hemen ardından Galatasaray'ın beraberlik golünün gelmesi maçın kaderini değiştirdi.

İlk yarıyı 2-1 geride tamamlayan Galatasaray, ikinci yarıda oldukça istekli ve baskılı bir futbol oynamaya başladı. Bu futbolun sonucu olarak da önce Elano'nun beraberlik golü ve ardınan Kewell'ın galibiyet golü geldi. Son dakikalarda tıpkı İBB maçındaki gibi Kewell'ın korner olması gereken pozisyonu ve hakemin korner vermeyişi hadisesi tekrar yaşanınca acaba maçın sonu da geçen haftaya mı benzeyecek diye korkmadım değil, ama neyse ki korktuğum gibi olmadı.

Başlığa geri dönüş dedim, ama aslında tek bir geri dönüş olmadı dün akşam. 2-0'dan 2-3'e geri dönüş olmasının yanısıra, Elano ve Keita'nın da geri dönüş maçı oldu Antalyaspor maçı. Elano takıma uyum sorununu atlatmış durumda. Sezon başından beri görmeyi beklediğimiz Elano performansını son bir kaç maçta görmeye başlamıştık, artan formunun bu maçta golle sonuçlanması da oldukça sevindirici oldu. Keita'nınsa ne zamandır ilk11de başlamıyor oluşunun Galatasaray'ın kaybettiği ve berabere kaldığı maçlara nasıl etki ettiğini birkez daha görmüş olduk, özlemişiz Keita'yı. Maç boyunca muhteşem oynaması ve bununla beraber attığı gol bir yana, Kewell'ın golünde yaptığı asist tek kelimeyle harikaydı. Galatasaray'ın 2 farklı mağlubiyetten galibiyete gidişinde Keita'nın payı oldukça büyüktü.

Geçen hafta İBB maçında Ali Sami Yen'de 1-0 öndeyken dahi son 15 dakikaya gelindiğinde topa sahip olma yüzdesi yüzde 20lerde olan ve bunun sonucunda beraberlik golünü yiyen Galatasaray'ın bu sefer deplasmanda, yine tek farklı galibiyetle öndeyken geçen haftaki panik durumundan oldukça uzakta oluşu ve etkili bir futbol oynaması da oldukça sevindiriciydi. Bu kadar sakin ve kendinden emin oynaması da 3 puanı kazandırdı zaten.
Umarım haftaya Gençlerbirliğini de yener ve ilk yarıyı galibiyetle kapatırız.

Read more...

Oley!

11 Aralık 2009 Cuma

Ben burada çok mutluyum dedi, yönetim de isterse kalırım dedi, hatta tam olarak "It's such a privileage for me to play for this club" dedi. 2-0'dan 2-3'ye çevrilerek alınmış galibiyetten sonra ekstra bir sevinç daha yarattı herkeslerde.
Daddy Daddy Cool!


*Maç yazısı da gelecek, pek yakında.

Read more...

Fantastic

8 Aralık 2009 Salı

Fotoğraf Harry'nin modellik yaptığı Politix firmasının 2009 Summer koleksiyonundan. İstanbul'da gerçekleşen çekimlerin videosu var bir de, burada. Futbolu Galatasaray'da bıraktıktan sonra -inşallah- da Florya'da kalması en büyük dileğim, ama ek iş olarak modellik de yapabilir tabi!

*Başlıktaki "Fantastic" de onun röportajlarında Aussie aksanıyla söylediğinden.

Read more...

Yine Olmadı..

7 Aralık 2009 Pazartesi



  • Yazamıyorum. Resmen cümle kuramıyorum, dün akşamdan beri birşeyler yazmaya çalışıyorum ama olmuyor. Madde madde yazacağım bu sefer. Belki daha rahat dökebilirim içimdekileri.
  • Alınan mağlubiyetin/beraberliğin bütün suçunu hakeme yıkmam genelde, yıkmayı da sevmem. Konuşulacak şey hakem olmamalıdır, ama bunu rahatca söyleyebilirim ki, 'Hakem' Hüseyin Göçek Galatasaray-İBB maçını bariz bir şekilde katletmiştir. Daha da birşey demiyorum. Aslında dedim maç sırasında ve maçtan hemen sonra, ama buraya yazamam.
  • Milan Baros'u çok özledim. Her geçen maçta katlanarak artıyor özlemim. Birkez daha gördük ki bu iş Nonda'yla olmuyor, olamıyor. Baros lazım bize. Kewell da olmasa ne yapardık biz, düşünmek dahi istemiyorum. Takımın tek gol umudu Kewell şu anda, ve son maçlarda gördük ki 1-0 yetmiyor, "forvet" Nonda saç-baş yolduran goller kaçırıyorken de tek golden fazlası olmuyor.
  • Elano son zamanlardaki en iyi performanslarından birini sergiledi. O çıktıktan sonra da Galatasaray tamamen dağıldı zaten. Değil gol pozisyonu, kendi yarı sahasından bile çıkamadı son 15 dakikada. İBB hakemin de katkılarıyla akın akın Galatasaray kalesine geldikçe ne zaman gol yeriz acaba diye tetikte bekliyordum, dakika 93 küsürü gösterdiğinde "bitti bu maç, daha gol olmaz heralde" diyordum ki, golü yedik.
  • Maçın 90+ dakikalarıydı sanırım, ekranda topla oynama oranları vardı. Tam olarak hatırlamıyorum ama Galatasaray'ın oranı yüzde 20lerde, İBB'nin oranıysa yüzde 80lerdeydi. Sanki son 15 dakikaya kadar sahada bambaşka 22 kişi oynamış gibi. Şimdiye kadarki en iyi futbolu değildi belki, ama maçın büyük bölümünde baskılı oynayan taraf Galatasaray'ken nasıl birden tepetaklak oluyor herşey, anlayamıyorum ben.
  • Keita neden ilk11 de başlamıyor, onu da anlayamıyorum mesela.
  • Ufuk Ceylan'ı da artık sahalarda görsek. Geleli kaç ay oldu.
  • Mustafa Sarp, bu sezon Galatasaray'ın başına gelmiş en güzel şey. Sezon başından beri oynadığı maçlarda başarılı istikrarını sürdürmeye devam etmesi bir yana, hırs var bu adamda. Bütün futbolcularda olmasını beklediğimiz hırs. Hasan Şaş'ın gözümde bu kadar efsane bir oyuncu yapan en önemli özelliği olan hırstan var onda. Hepimiz o an sinirden ağlarken, birşeyleri yumruklarken o da hakeme patlamamak için en yakınındaki formadan çıkardı hırsını, helal olsun. Gerçek bir aslan o.
  • Lider olabilirdik ya şu anda, o kadar yaklaşmıştık ki. Liderlik için eline geçen yüzbilmemkaçıncı fırsatı tepmeyecekti bu sefer Galatasaray, tepmemesi gerekiyordu. Son dakika golü yemek her zaman için çok trajik bir durum. Hele ki böylesine kritik bir maçta. Ama Galatasaray'ın dakika 90+3ü gösterdiğinde galibiyeti çoktan garantilemiş olması gerekiyordu. Son 15 dakikaya kadarki futbolun sonucunun tek gol olmaması gerekirdi.
  • 16 Mayıs 2010, sezonun son maçı. Gençlerbirliği-Galatasaray oynayacak, hem de Ankara'da. Bana hayatımda ilk kez şampiyonluğu canlı canlı yaşatma ihtimali olan maç. O maça şampiyon olarak çıksın Galatasaray istiyorum, maç sonunda sesim kısılana kadar "Şampiyonuz olm!" diye bağırmak istiyorum, çok şey mi istiyorum? Şu anda görünen o ki, evet. Bu hakemlerle zaten mümkün değil onu çok iyi gördük de, yok bende eskisi gibi maç 1-0 iken bu maç farka gider hissi artık. O hissi geri istiyorum.

Read more...

Güldürürken "Hüzündüren" Film

5 Aralık 2009 Cumartesi

Naif ve sade bir film olmuş.. Ne bir heyecan var, ne de aksiyon. Nasıl başladıysa öyle bitiyor, hiç abartı yok, fazlasıyla doğal hatta. Filmden çıktıktan sonra garip bir hüzün kaplıyor insanın içini. Bu kadar sade bir filmi güzel yapan da özellikle Yılmaz Erdoğan'ın oynadığı Rıza karakterinin doğallığı. Kuşkusuz filmin en başarılı oyuncusu oydu, karısını oynayan Büşra Pekin de oldukça iyiydi.
Evet, öyle dakikalarca güldüren Yılmaz Erdoğan filmlerinden değil Neşeli Hayat. Güldüğüm sahneler bir elin parmağını geçmez, hatta şu anda hatırlamıyorum bile hangi sahnelerde güldüğümü. Aklımda daha çok filmin hüzündüren sahneleri var. "Şiddetle tavsiye ederim gidin mutlaka izleyin" de diyemem ama izlerseniz pişman olmazsınız diyebilirim.

Son olarak,

-dikkat spoiler içerir burası-

-İçince herşey halloluyor mu?
-Hiçbir şey hallolmayınca içiliyor..

-spoiler bitti, yazı da bitti-



**Başlık Ntv'nin dün gece film için yaptığı programdan alıntıdır.

Read more...

Lider!

4 Aralık 2009 Cuma

Bu sezon oynanan UEFA Avrupa Liginde,son zamanlardaki en iyi Avrupa karnesini çıkartmış olan Galatasaray, Panathinaikos'u eli boş göndererek liderliğini kesinleştirdi. Ligdeki kötü gidişatı da olumlu yönde etkileyebilecek bir maç çıkardı. Kötüden kastım,kaybedilen puanlar değil. Oynaması gerektiği gibi oynayamayan bir Galatasaray'ın sahada olmasıydı. Gerçi dün geceki oyunun da beni çok tatmin ettiğini söyleyemem. Keitanın olmayışı,Milan'ın sakatlığı ve Nondanın yetersizliği hücum gücünü düşürünce daha fazlası beklenemezdi zaten.
Maçın ilk yarısın da Arda'nın oyunu hareketlendirmesi sonucu,ofsayt gerekçesiyle iptal edilen bir vuruşu oldu Mustafa Sarp'ın. Ona gol pasını atan Elano,Galatasaray'a geldiği günden beri en istekli oyununu oynadı. Buna rağmen istenilen düzeyde olmadığını düşünenler var. Bu adam Galatasaray'a geldiği zaman ortak bir görüş vardı.Eleno maç çevirebilecek bir adam değil,mücadeleci bir adam hiç değil. Eğer oturmuş bir sistemin varsa bitirici güç olarak çok rahat verim alırsın.Fakat otur(a)mamış bir sistemde Elano'dan istenilen nedir,bu tartışılır.
Benim asıl yetersiz performans gösterdiğini düşündüğüm isim Arda. Bu adam oyuna biraz etki yaptığında neler gerçekleştirdiğini gördük. Fakat son zamanlarda ciddi bir form düşüklüğü var Arda'nın. Dün akşam son zamanlarda ki en iyi oyununu oynamış olsada,biz gerçek Ardayı görmek istiyoruz. İlk yarı çok iyi şeyler yaptı,fakat 60.dakikadan sonra neredeyse sahada yoktu.

İkinci yarıya golle başladı Galatasaray, bu gol Mustafa Sarp'ın saha içinde yaptığı güzel işlerden sadece biriydi. Onun transferine çok sıcak bakmamıştım açıkçası, dolayısıyla bu kadar iyi performans gösterebileceğine de inanmıyordum. Bu güzel oyununa birde hırs eklenince ben kendi adıma zevk alıyorum onu izlemekten. Golden sonra Pana'nın cılız atakları, Kewell-Keita değişikliğiyle bir süre sona erdi. Keita'nın çok net bir şutu vardı aklımda kalan,gol olsaydı gerçekten güzel olurdu. Bizim ikinci golü bulamayışımız onların ataklarının tekrar başlamasına neden oldu. Son dakikalarda kullandıkları serbest vuruşu iyi değerlendirememeleri bizim için şanstı.
Genel olarak bakıldığında temposuz bir maçtı. Gruptan çıkmayı garantilemiş, liderlik için oynayan bir takımdan da fazlası beklenmezdi. Umarım bahsettiğim -herkesin üzerinde konuştuğu- eksiklikler giderilir ve izlemeye doyamadığımız bir Galatasaray olur sahada.

-

Oynanılan futbolun dışında söylemek istediğim bir şeyler daha var. Bu blog işine girdiğimizde, kendi kendime söz vermiştim ultrAslan aleyhine bir şeyler yazmayacağıma dair. Üye olduğum çeşitli forum sitelerinde ne zaman ultrAslan'ı eleştirmeye kalksam oldukça komik tepkiler aldım. Bizim çektiğimiz cefanın yarısını çekmeden nasıl bizi eleştirirsin diyen insanlar bile oldu, ki bu insanlar benim yıllardır arkadaş bildiklerimdi.
Fakat dün geceden sonra dayanamadım, Galatasaray için avrupa maçları önemlidir. Bu ülkedeki her takım için önemlidir ama Galatasaraylılar için bir başkadır. Biz Avrupa maçları sonrası dünya çapındaki yıldızlardan taraftarlara yapılan övgülerle büyüdük. Şahsen ben Avrupa maçlarında tribünleri daha çok merak ederdim. Nasıl bir şov hazırlandı,hangi besteler söylenecek diye düşünürdüm.
Dün gece tribünlerin sesini duymak istemedim. Birileri Ali Sami Yen'i meyhane sanmakta, o kadar anlamsız ve saçma tezahürat duydum ki inanamadım. Kimse farkına varmıyor mu bu tribünlerin halini, kapalı ve açık birbiriyle uyumsuz. 'Anlamazdın' melodisinde besteler falan yapılıyor. Üzülüyorum gerçekten,bu takım bu taraftarı hak etmek için ne yaptı?

Read more...

Daddy Baros

30 Kasım 2009 Pazartesi



Read more...

open your heart, i'm coming home.

28 Kasım 2009 Cumartesi




  • Rijkaard'ın baba olduğunu şu an itibariyle öğrenmiş bulunmaktayım.Kendisini tebrik ediyorum buradan.Birde,eşinin yanına gitti diye Galatasaray'ı bıraktığını düşünebilen Türk medyasının hayal gücünü.
  • Ama benim asıl kızdığım bazı taraftarların tutumu.Rijkaard geldiği zaman söylenenler dün gibi aklımda.Herkes total futbol uzmanı olmuş,çok gol atıp çok gol yiyebileceğimizi,sabırlı olmamız gerektiğini söylüyordu.Şimdi ne oldu.İçinize hıncal mı kaçtı.
  • 27 ocakta Galatasaray'ın ankarada olacağı haberini almamla beraber sevinememem.O havada maça yollanmayacağımı bilmem.Ankaragücü maçlarının bana ebediyen yasaklanması.Seni sevmem için tek bir neden yok ankara.
  • Takımı yenilince üzülen,ama ona daha çok bağlanan insanları çok ayrı seviyorum.
  • Dünyada iki profesör vardır,biri Tobin Bell diğeri Hagi diyebilen arkadaşlara sahibim.
  • Hagi demişken,ankaragücü söylentilerini duyunca Gözdeyle çok mutlu olmuştuk.Gerçekleşmediği için üzülmedim ama.Belki bir gün,bi yerde,bi şekilde..
  • Hasan Şaş'ın yokluğunu çok hissediyorum.Ama benim gibi düşünenlerin sayısı çok azmış gibi geliyor.
  • Bence kişinin büyüdüğünü en net anladığı an,çocukluğunda kahraman ilan ettiği herkesin çok uzaklarda olduğu gerçeğidir.

-başlık,çok sevdiğim bir şarkıdan alıntıdır.tamamen alakasızdır..başlık bulmak,resim bulmak,konu bulmak derken bu blog işi ciddi zormuş,arada bir uğrasam da fark ettim bunu.Gözde,ben döndüm.Yokluğumu aratmamışsın,öperim seni buradan.

Read more...

Adım Adım Dibe Doğru..

Yazıya başlamadan önce alttaki yazıma baktım da şöyle bir.. İyi bayramlar yazmışım, altına da birsürü dilek.. Şimdi düşünüyorum da, bayram mı? Bayram mı kaldı Bursaspor maçından sonra.. Ankara'da geçirmiyorum ben bu bayramı, memleketim Mersin'deyim, dolayısıyla maçı seyredip seyretmeyeceğim bile son dakikaya kadar belli değildi. Kuzenimle son anda çıkıp izlemeye karar verdik maçı. Seyrettiğim yer de fondan spiker sesleri yerine canlı müzik sesleri gelen, sadece sesi kapalı maç görüntülerini izleyebildiğim inanılmaz gürültülü bir cafeydi. Dolayısıyla bir kere baştan konsantre olamayarak izlemeye başladım ben bu maçı. Ne doğru düzgün bir pozisyon görebildim, ne başka birşey.. Maçın bu kadar kötü geçmesindeki, hatta en baştan kötü başlamasındaki sorun benim maça bir türlü konsantre olamayışımda sanıyordum, ama sahada oynayan Galatasaray'dı maça konsantre olamayan.. Keita-Nonda ikilisinden en azından beraberlik golünü beklerken, Keita-Nonda değişikliğini görünce de maçın Bursaspor üstünlüğüyle biteceğinden neredeyse emin oldum zaten. Sahi pozisyon dedim de demin, Galatasaray adına izlenecek pozisyon mu vardı ki? Sahada izlediğim takım; takımım, gerçek Galatasaray mıydı, 11 futbolcunun 11i birden nasıl bu kadar kötü oynamayı başardı ki 90 dakika boyunca..
Uzun uzun yazacak ne zamanım var, ne de yazma isteğim. Fotoğraf arayacak halim bile yok, hatta başlık bulasım da yok, böyle de üşengecim işte. İleride, mesela sezon sonunda, "böyle kötü maçlar geçirmiştik üstüste, bildiğin dibe vurmuştuk, ama toparlanıp iyi oynamaya, galibiyetler almaya başladık ve şampiyonluğu kazandık." diyebilmek için karalıyorum bu satırları. Yoksa fazla mı iyimser oldu ne bu son cümle? Neyse, dönünce daha ayrıntılı bir yazı daha yazarım elbet.


Ha bi de, Milan Baros'u çok özledim ben..

Read more...

İyi Bayramlar

27 Kasım 2009 Cuma


Sarının ateşi, kırmızının cesareti, morun asaleti içinize dolsun. Bu bayram dua edin Elano vursun, Arda vursun, Kewell vursun gol olsun, Cimbom kupaya doysun, Aslantepemiz bir an önce son bulsun,Kurban bayramınız da kutlu olsun!

Foto buradan.

Yazıyı da ben yazmadım, facebook'tan (ç)aldım.





Ceyda'ya özel dipnot: Neredesin sen yaa? "Yarın görüşelim" diye çevrimdışı ileti atmanın üstünden 5 gün geçti, korkuyorum ama artık Ceydaa! Bu yazıyı görür görmez ara, mesaj at, yorum yaz, bişi yap ve gel, ardından da hiç gitme kızım. Özledim ben seni!

Read more...

Manchester United'ın Kaderi

26 Kasım 2009 Perşembe

Daha önce de yazmıştım buraya, babam Beşiktaşlıdır diye. Bu gece onun gecesi, ondan mutlusu yok şu anda bizim evde. Uzun zamandır bir maç sonrasına onu bu kadar mutlu görmemiştim, hatta maç bitince zıplarken koluyla avizeyi kırıyordu neredeyse, ucuz atlattık!
ManU'nun da Türk takımlarına karşı oynarken kaderi bu heralde, buna karar verdim ben maçtan sonra. Güzel maçtı gerçekten, gol de çok güzeldi, taraftarsa mükemmeldi. Beşiktaşlı futbolculara helal olsun, Beşiktaş taraftarını da tebrik ederim.

Ayrıca Ertem Şener, bi daha maç anlatma ya. N'olur!

Read more...

Avrupa Fatihi

25 Kasım 2009 Çarşamba


Geleceği görmek böyle bi' şey olsa gerek...

Read more...

İyileşmiş İşte

23 Kasım 2009 Pazartesi

Aslan gibi maşallah!
Öksürüp, ardından giydiği kazakla yüzünü kapatarak
griple dalgasını bile geçiyor :)


Yalnız, aman diyim Arda sıkı giyin
Aslansın sen,
beklenenden de çabuk iyileştin tamam,
ama bu virüs şakaya gelmez!


:)

Read more...

Olmaması Gereken..

Perşembe'nin gelişi Çarşamba'dan bellidir derler ya hani, bu maçı tek bir cümleyle anlatmam gerekirse aynen bu söz öbeğini kullanırım sanıyorum ki.

İlk yarıya baskılı başlayan taraf Manisaspor'du. İlk 15 dakikadan sonra oyunun kontrolünü eline alan Galatasaray Daddy Cool'un klas golüyle 1-0 öne geçti. O'nun gol attığı maçlar ayrı bir güzel, ayrı bir anlam kazanıyor. Keşke 3 puanı alsaydık da şimdi hem Kewell'ın gol attığı bir maçta galibiyet kazanmayı hem de liderliği hem kutluyor olsaydık ya, neyse.. Maça dönersem, ikinci yarıdaki adeta uyutan futbol, kaçan gol pozisyonlarıyla bir türlü golün gelmemesi, 1-0 önde olmasına rağmen oyunun Galatasaray tarafında değil de ortada olmasının ardından beklenen son gerçekleşti ve Manisaspor Simpson'ın golüyle beraberliği yakaladı. Fenerbahçenin puan kaybettiği bir haftada puan kazanmamız da mucize olurdu zaten! Yapılan hatalar, başta Ayhan,Topal ve Hakan Balta olmak üzere takımın büyük bir çoğunluğunun maç boyunca vasatı geçemeyen bir performans sergilemesi ve Leo'nun yenilen goldeki hatası da Manisa'ya 1 puanı kazandırdı .

Attığımız 1 golle bile lider olabilecekken, puan kaybedince liderlik de sonraki haftalara kalmış oldu. Evet, daha 13. hafta, henüz hiç birşey belli değil, ama Bursaspor ve Beşiktaş'la olan puan farkı da gitgide azalıyor. Rijkaard'a güvenimin sonsuz olduğunu kaç kere yazdım burada hatırlamıyorum, ama yine yeniden yazıyorum. O Galatasaray'ımın başına geldiğinden beri eskisi kadar panik durumda değilim alınan beraberliklerde, hatta mağlubiyetlerde bile. Haftaya da Bursa'yı yeneriz diye umuyorum. Yenmemiz de lazım zaten, başka seçenek yok.

Arda'yı yeniden sağlıklı bir şekilde görmek güzeldi, haftaiçi gelen H1N1 haberiyle oldukça korkutmuş da olsa çabuk toparlandı Kaptan. Haftaya Bursaspor deplasmanında 10'a ihtiyacımız olacak. Elano, Arda'nın ve Keita'nın yedekte başladığı maçta yine beklenen "patlama"yı yapamadı ve oyunda kaldığı süre zarfında, özellikle yaptığı pas hatalarıyla o da vasatı aşamadı. Takımla sezon başı kampını yapmamış olduğu için kolay adapte olamama durumlarını aşması gerekiyor artık sanırım. Umarım haftaya sezon başından beri görmek istediğimiz Elano'yu görürüz. Maçın en iyi isimleriyse Kewell ve Sabri'ydi. Sabri artık yükselen formunu istikrara dönüştürmüş durumda. İkinci yarıda Kewell'ın yüzde 99 gol olabilecek pozisyonu veya Linderoth'un pozisyonu golle sonuçlansaydı şu anda buraya çok daha iyimser bir yazı yazmış olabilirdim. Umarım Frank Rijkaard ve ekibi kaybedilen 2 puandan gereken dersleri çıkarıp Bursaspor maçına ona göre hazırlanır diyerek de noktayı koyayım.

Read more...

Think, aim, then shoot

21 Kasım 2009 Cumartesi

Harry Kewell'ın reklamlarında oynadığı Aussie bir içecek firmasının web sitesindeki oyunun linkini keşfettim kısa bir süre önce burada; içecek kutusuyla çöp bidonunun içine gol atmaya çalışmaca. (çok düşük bi' cümle oldu , ama oyunun ana fikri bu)
Aslında o kadar ahım şahım bir oyun değil, ama oyundan daha güzel olan, hatta bu kadar oynanılır kılan en önemli faktör, oynarken ekranın sağ alt köşesinden çıkan, attığınız ya da atamadığınız gollere yorum yapan Kewell. Bayıldığım, bittiğim, hayran olduğum Aussie aksanıyla sürekli birşeyler söylüyor, hatta yazının başlığı da onun söylediklerinden biri :) Sırf sanki karşınızda Kewell varmış da bizzat sizinle konuşuyormuş gibi hissetmek için bile oynamaya değer.
Oyunu oynamak, Kewell'ın muhteşem Aussie aksanıyla söylediklerini izlemek/dinlemek için, tık

Read more...

Yuh..

18 Kasım 2009 Çarşamba

Ne uğursuz bi' gün bu böyle. Arda'nın hastalığı, Işıl'ın sakatlığı derken Galatasaray kelimesiyle aynı cümlede bile anılmaması gereken bir rezalet çıktı ortaya.. Söylenecek pek birşey yok aslında, yapılmış olan kural ihlali ve bunun nasıl bir rezalete yol açtığı ortada. Kulüp gereken şekilde cezasını verecektir diye düşünürken görevinden alınacak ilk isimlerden biri olması gereken Ahmet Dedehayır kovulmuyor ve istifa etmek bir yana, konu ile ilgili açıklama yapan Mehmet Helvacı'nın yanında durmuş sırıtıyor bir de. Şaka gibi! En kısa zamanda onun da istifa ettiği veya görevinden alındığı haberi gelir umarım, gelmelidir. Cemal Nalga'ya da ceza verilmedi kulüp tarafından yanılmıyorsam ama onun cezası belli zaten; ömür boyu men. Takıma verilecek ihraç cezası da ağır falan değil, zira bu yapılan sahtekarlığın cezası düpedüz ligden düşürülmedir. Bize; Galatasaray'a, bu utanç dolu günü yaşatanlara, böyle bir skandalın yaşanmasına göz yumanlaraysa ne desem az gelir, yazık.

Read more...

Geçmiş Olsun Kaptan



Bir-iki gün önce idman raporunda grip olduğunu ilk okuduğumda aklımdan geçmişti domuz gribi olabileceği ihtimali, her ne kadar etrafımızdaki griplerin hepsi domuz gribi, normal grip daha çok öldürüyor da kimse bilmiyor dense de, insan çok sevdiğine konduramaz ya böyle bir şeyi, ben konduramamıştım bir türlü Kaptan'a. Az önce GSTV karşısında uyuklarken duyduğum haberle başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Önce inanamadım ama resmi site de doğrulamış haberi ne yazık ki, Arda'da Domuz gribi virüsü saptanmış. Çok geçmiş olsun, en kısa zamanda şu lanet virüsü altedip sahalara geri dön Kaptan.

"Sanmasın virüsler seni yalnız,biz buralardayız"

Read more...

GS Bonus



Karttan daha çok reklamları merak ediyordum, hatta dün sırf lansmanı canlı canlı izleyebileyim, reklamları bir an evvel görebileyim diye dersim 14:30'da başlıyor olmasına rağmen sabahın 10:00'da uyanıp televizyon karşısına geçtim. Uzun zamandır izlediğim en eğlenceli, 3 tane birbirinden güzel reklam filmi çekilmiş GS Bonus için. Servet'in Gökhan Zan'a " buyur canım" demesi, "aldım zateen" derkenki yüz ifadesi, Leo Franco'nun "ssttt enre" si, Nonda ve Keita'nın replikleri.. hepsi birbirinden harika olmuş. Ve, tabii ki sondaki danslar! Fon müziğiyle inanılmaz güzel uyum sağlamış futbolcuların dansları. Dünden beridir izleyip izleyip gülüyorum. Şimdiye kadar çekilmiş Bonus Card reklamlarının genelini çok severdim zaten, bu sefer işin içinde sarı-kırmızı da olunca ayrı bir güzellik katmış reklama.
Kart tasarımlarından da siyah olanı çok beğendim. Çok asil görünüyor, cüzdanımdaki yerini almasını sabırsızlıkla bekliyorum. Öğrenci halimle nasıl kredi kartı alacağım onu da bilmiyorum, ama ek kart olarak çıkarılabiliniyordur herhalde. Gerçi Beşiktaşlı babama "bana Gsbonus kartı al" da diyemem ama annem bana bi' güzellik yapar diye umuyorum.

3 reklamın birleştirilmiş halinin videosunu buldum. İşte o da burada;

Read more...

Potada Derbi

15 Kasım 2009 Pazar


Sahaya inen taraftarları asla haklı bulmam, bulmuyorum da. Evet, sakin olmaları gerekiyordu, yaptıkları büyük yanlıştı. Ama içinde binlerce Galatasaray'lı olan tribüne, Fenerbahçeli bir bayan tarafından, yapılmaması gereken terbiyesizce bir hareket yapılıyorsa, o taraftarın içinde olay çıkınca sahaya insek de basketbolculara saldırsak mantığı taşıyanların olabileceği ihtimalinin de göz önünde bulundurulması gerekiyor. Maalesef en az bir 3-4 maç ceza gelir heralde bunca olan bitenden sonra.
Yiğit Şardan'ın da, Fenerbahçe basketbol sorumlusunun da yaptığı açıklamalar yanlıştı bana göre. Ne olayların efes maçının yanında bir hiç olduğunu söylemek, ne de bu tür olayların zaten hiç yaşanmamış oluşunu, hayatlarında ilk kez gördüklerini (?!) iddia etmek anlamsız.
Bazıları da hayvan sürüsü falan yazmış malum sitelerinde,tribüne hareket çekenler de insan oluyor sanırım,biraz özeleşti.. ya ben lan neyse bişey demiyorum.
Neyse,
Sonuç olarak yine olayların maçın önüne geçtiği bir derbi oldu. Basketbolu çok severim ama tekniğinden taktiğinden uzun uzun yazacak kadar anlamadığımı düşünüyorum, dolayısıyla maç öncesinde de eğer yenersek "oley yendik" yenilirsek de " tüh, olmadı " konulu birkaç cümle yazmayı planlıyordum, yukarıdaki yazdıklarım biraz ekstradan çıktı.
Son zamanlarda izlediğim en heyecanlı maçlardan biriydi, tribünde olan onca olaya, maçın defalarca uzamasına rağmen soğukkanlılığını koruyan, konsantrasyonlarından hiçbir şey kaybetmeyerek, son saniyeye kadar mücadele eden ve bize bu galibiyeti armağan eden basketbolcularımıza binlerce kez teşekkürler.



alakasız not: ayrı yazı yazamayacak kadar yorgunum ve çok uykum var, o yüzden buraya yazıyorum, Nefes mükemmel bir film, gidin görün izleyin izletin.

Read more...

Bayanların gözünden futbol,
bayanların bakış açısı ile Galatasaray..
Yakında FCN BLOG'ta.



Biz de kendi bakış açımızdan Galatasaray'ı, futbolu anlatmak için orada olacağız,
çok yakında!

Read more...

Bizden Biri

14 Kasım 2009 Cumartesi


Kıvırcık saçlarınaaa,
ak düşmüş uçlarınaaa.. :))

Read more...

Coming Soon

13 Kasım 2009 Cuma


Çekimler ha başladı ha başlayacak, bitti mi hadi fragmanı bekleyelim, fragman çıktı ama daha Kasım'a çok var.. derken resmen haftaya bugün vizyonda Yeni Ay, yani New Moon.
Hatta son anda bir terslik çıkmazsa haftaya bugün bu saatlerde New Moon'u izlemiş biri olacağım, oley!
Twilight gibi olağanüstü bir kitabın, hatta hayatımda şimdiye kadar okuduğum en güzel ikinci serinin kitabının,(birincisi mi; tabii ki de Harry Potter) büyük umutlarla beklenen filminin Edward Cullen faktörü haricinde büyük ölçüde fos çıkması bir hayli hayal kırıklığına uğratmıştı beni ve hatta önce kitabı okuyup, sonrasında filmi izleyen neredeyse herkesi. Bu sefer aynı hayal kırıklığına uğramayacağımı düşünüyorum. Fragmanlar da bu düşüncemi kuvvetlendiriyor, zira ilk fragmanı gördüğüm günden beri geri sayımdayım. Hatta bugün hayatımda ilk defa bir film için bir hafta öncesinden bilet alacağım, şimdiden 20 Kasım günü 11:00 seansı için yerimi garantiye alayım.

Bu sefer baya hüzünlü bir film olacak, hatta bol bol ağlatacak diyorlar. Ben sulugözüm zaten kesin ağlarım da, şimdiye kadar çıkan fragmanlarından da filmin ağlatma ihtimalinin oldukça fazla olduğu belli oluyor..Kitaptaki kadar hüzünlü olacak sanırım ayrılık sahneleri, Bella'nın Edward ardından çöküşü.. Kitabı okurken de Bella ve Edward ayrıldıktan sonra Bella'nın boş sayfalarında baya bir ağlamıştım hatta. Volturilerin sahnelerini de oldukça merak ediyorum. Umarım efektler bu sefer başarılıdır da kitabı okurken gözümde canlandırdığım kadar mükemmel olur sahneler.
Filmin yaklaşmasıyla beraber soundtrack albümüyle, geçen sene Twilight için de yapılmış olan official illustrated movie companionun New Moon versiyonu da raflardaki yerini aldı. Soundtracki Twilight'ınkine oranla daha çok sevdim ben ama şarkıları sahnelerin içinde de görmek lazım tabi. İllustrated booku D&R'larda görüyorum sürekli, almaya niyetliydim baya ama filmden önce alıp ayrıntılı incelemek istemediğim için şöyle bir göz gezdirdim sadece , filmden sonra kitabı da alıp teker teker her sayfasını ezberlerim artık.

Bu arada, kılım ben bu afişe. afişe değil Jacob'a kılım aslında! Bella niye sarılıyor yahu ona, mis gibi Edward varken? Bu afiş ilk çıktığında filmin Jacob yoğunluklu olma ihtimalini düşünerek filme gitmeme kararı bile almıştık aslında ben ve 2 arkadaşım, ama fragmanlar çıkmaya başladıktan sonra dayanamadık, fikrimiz tamamiyle değişti. Şimdi 20 Kasım'daki ilk seansı beklemek bile zor geliyor. Edward'la Bella'nın olduğu afişler de vardı sanırım ama üşendim aramaya şimdi.




ps:
Ceydaaa, bitsin sınavların yaptır internetini gel artık lan olm!çoook özledim ben seni.

Read more...

10.11.2009

10 Kasım 2009 Salı




*bugün çektim,Anıtkabir'de..



1881-193∞



Read more...

Ders arası

9 Kasım 2009 Pazartesi

Perşembe günü Humanities, Cuma günü Communication Studies sınavlarım var. İkisi de birbirinden zor, okumam gereken yüzlerce sayfa, özet çıkarmam gereken 3 tane birbirinden sıkıcı kitap, flash mx'de hazırlamam gereken onlarca animasyon var. 12:30dan 15:30'a kadarki boşluğum da ders çalışmak için birebirken ben ne mi yapıyorum?

Youtube'da Galatasaray videoları izliyorum.

Akşam çalışacağım ama, valla bak. Tabi Ezel'den sonra. Fragmanı bile çok güzel ama ya, kaçıramam bu bölümü, yarınki ders de iptal hem sabaha kadar bile çalışabilirim. (bkz: blogda vicdanıyla hesaplaşmak)
Neyse dağılmasın konu, az önce de bunu buldum. Maçı izlerken farkedememiştim, kim yakaladıysa helal olsun, sağolsun.




13-14.saniyelere dikkat!


F*ing Hell diyişine kurban!
Ettiğin küfüre bile hayran oluyoruz ya Harry, nasıl bişeysin sen? Haklı ayrıca, tam f*ing hell'lik bi goldü!:)

Read more...

Oh be!

8 Kasım 2009 Pazar




Evde izlediğim maçların büyük bir çoğunluğunu babamla izlerim ben. Beşiktaşlıdır kendisi. Bu yüzden birbirimizle atışarak, hatta yer yer kavga ederek izleriz genelde maçları. Bu akşamki maçı da 90 dakikalığına Diyarbakırspor taraftarı olmuş bir babayla izlemek zorunda kaldığım için maç içinde yaşanan stresli anların haricinde ekstra bir stres daha yaşadım. Maç bittiğinde 10 kişi kaldıktan sonra gol yiyeceğimize kesin gözüyle bakan babamın yüzündeki ifadeyse paha biçilmezdi ve yaşadığım bütün o gerginliğe değerdi. O yüzden "oh be!" koydum yazının başlığını.

Maça kötü başlayan taraf Galatasaray'dı, gol yemeden açılacağımızdan da pek emin değildim, o yüzden golü yediğimizde bir yandan üzülürken bir yandan da şimdi her zamanki Galatasaray gibi oynamaya başlayacak takım diye geçiriyordum içimden. Haklı da çıktım ve önce oyunu domine etti, ardından da Sabri'nin golüyle beraberliği yakaladı Galatasaray.
Sabri demişken, geçtiğimiz senelerde Sabri'yi savunan arkadaşlarımla çok kavga ederdim bu yaşından sonra ondan hiçbirşey olmaz artık diye, olabiliyormuş demek ki. Her maç beni yanıltmaya devam ediyor, hep de devam eder umarım.

Rijkaard takımın başına geçtiğinden bu yana etrafımdaki pek çok kişi gibi ben de sonsuz güveniyorum ona, yaptığı her oyuncu değişikliğinde, verdiği her kararda "Rijkaard yapmıştır vardır bir bildiği" diyorum hep. Barış Özbek sarı kartı gördükten sonra maç içindeki gergin halleri devam ettiğinde de "muhtemelen ikinci yarı veya ikinci yarının başlarında oyundan alınır" diyordum, çünkü ikinci yarıda kırmızı kartı yiyeceğinden adım gibi emindim. Bu yüzden kırmızı kartı yediğinde Rijkaard'ın neden daha önceden Barış'ı oyundan almadığını merak ediyordum, hatta anlam veremiyordum ki açıklama kendisinden geldi maç sonrasında, tam onu oyundan almaya hazırlanırken kırmızı kartı görmüş Barış.
Barış'ın oyundan atıldığı an da ekran başında taraftarlar, sahada futbolcular için gergin dakikaların başladığı andı. 3. golü beklerken bir anda herşey tersine döndü, hatta ciddi ciddi saniyeleri saydım son 20 küsür dakikada, ki bayadır yaşamıyorduk kalp krizinin eşiğinden döndüğümüz maçları sanırım . 10 kişi kalmasına rağmen, Diyarbakır'ın akın akın kalemize gelmesine rağmen bu maçı kazanmasını bildi Galatasaray. Hatta neredeyse Linderoth'un şutu gol olacaktı, özlemişiz yahu! Bu arada, maç içinde ara ara yanıma gelip giden, Galatasaray hakkında -sayemde- az çok bilgisi olan(Florya'ya antremana götürmüşlüğüm bile vardır:) ) annemin Linderoth'u görüp de "bu kim,yeni transfer mi" diye sorması çok trajikomikti, hala aklıma geldikçe gülüyorum!


Kewell, kuşkusuz sahadaki en iyi isimlerden biriydi. Hatta son birkaç maçımızda sahanın en iyilerinden biri oluyor Wizard of Hell. Bu isteği, dakika 90 olmuşken bile sanki maçın birinci dakikasındaymışcasına koşması, çabalaması bile en az 2 sene daha Kewell from Galatasaray olarak burada olacağı yönündeki umutlarımı fazlasıyla arttırıyor. Ne de güzel sevindiler ayrıca Arda'nın golünden sonra, alttaki foto hariç hiçbir yerde Arda golü atar atmaz Kewell'ın ona koşup sarıldığı anın fotosunu bulamadım, maçın özetini indirirsem kendim screencap alıp buraya eklemeyi düşünüyorum, bulunsun blogda.

Arda demişken, golden sonraki sevinci, "işte bu" diye kükremesi son zamanlarda yaşadıklarını fazlasıyla gösteriyordu bana göre. Pek iyi günler geçirmiyor ve umuyorum(umuyoruz) ki bu gol tekrar eski Arda'yı görmeye başlayacağımız günlerin habercisidir. Kaptan çok sevindi, biz daha fazla sevindik. Hep böyle istekli, hep böyle mutlu olsun o.



Son olarak,
Frank Rijkaard öyle bir üzüldü ki yediğimiz golden sonra.. o yüz ifadesini, yaşadığı mutsuzluğu görünce ben daha fazla üzüldüm. Sonra sevindi ya ilk golde, ve özellikle ikinci golde.. işte o an da oraya gidip ona sarılasım, onunla gol sevincini paylaşasım geldi. Nasıl içten bir sevinmedir bu böyle ya, canım benim. Biliyorum, hatta eminim ki Galatasaray onunla onlarca başarıya imza atacak.

Read more...

Welcome to my room!

7 Kasım 2009 Cumartesi



Galatasaray dergisinin bu ayki sayısını apayrı bir heyecanla bekliyordum, zira bu ay dergi Harry Kewell posteri veriyor. Dün aldım dergiyi, vee Harry Kewell posteri odamın duvarının baş köşesini süslemeye başladı. bilgisayar-aynı zamanda çalışma- masamın tepesine astım ki, ders çalışırken ruhum daraldığında kafamı kaldırır kaldırmaz onu görebileyim, içim huzurla dolsun.
Yalnız; Kewell'ın güldüğü onlarca fotoğrafı varken, hatta bu gülüş uğruna başlıklar açılıyorken neden yüzünün yandan göründüğü bir foto seçmişler poster için onu anlayamadım. Her hali ayrı bi güzel gerçi, ama saymam bunu. Güldüğü bi fotodan da poster istiyoruz ey Galatasaray Dergisi!


Foto da görmemişin Harry Kewell posteri olmuş fotosu, oturduğum yerden çektiğim için baya yamuk çıktı ama olsun. içinde Kewell var ya, yeter o.

Read more...

Gica

6 Kasım 2009 Cuma


Galatasaray taraftarına "Sarı" derken.


Galatasaray'ı canlı canlı izlemek bir yana, sırf 10'unla aynı tribünde olup 10'un "sarı" dediği taraftarlardan biri olabilmek için bile bu akşam o stadda bulunmayı çok,çok, çoook isterdim..

Read more...

Dinamo Bükreş 0 - Galatasaray 3

5 Kasım 2009 Perşembe

Maçtan önce o kadar güveniyordum ki Galatasaray'a, diyordum hep 3-0 dan aşağı bitmez bu maç diye, yanılmadım ve Dinamo Bükreş'i 3-0 gibi net bir skorla yenip gruptan çıkmayı garantilemiş oldu Galatasaray.

Kewell'ın golü her zamanki Kewell gollerinden biriydi, topu ayağına alışı ve vuruşunda bile asalet var yahu bu adamın! Her maçta formunu gittikçe yükselten Nonda'nın golüyle de skoru büyük ölçüde garantilemiş olduk, ve Topal'ın beni oturduğum yerden zıplatıp "Aslanım benim!" diye bağırmama sebebiyet veren fantastik golüyle de 3 puanı kazandık.

Oldukça rahat geçen bir maçtı takım açısından ; dolayısıyla biz taraftarlar açısından da. Golleri bir yana koyarsam maçtan geriye aklımda çok fazla bir şey kalmadı o yüzden. Sabri'nin Nonda'nın golünde verdiği pas harikaydı. Çok değil, daha geçen sene bize saç-baş yoldurtan Sabri'den eser kalmamış durumda, nazar değmesin, böyle devam etsin diyorum.

Ayrıca,umarım Nonda'nın sakatlığı ciddi değildir. Maçtan önce çıkan Ülker reklamında Milan'ı "Nası yani" derken görünce içim cız ediyorken bir de Nonda'nın sakatlığını kaldıramam, kaldıramayız.



Son olarak,
Mutlu yıllar Mustafa Sarp!
Sanırım hayatının en güzel doğumgünlerinden birini geçiriyordur şu anda, iyi ki doğmuş da Galatasaray'a gelmiş.

Read more...

Yağmurdan Sonra ...


Bu yağmurlu akşama da ancak böyle bir şarkı yakışır diye düşündüm, shuffle tam da "F.D çalsa" diye içimden geçirirken Yüzün'ü çalmaya başlayınca..







**
Foto buradan alıntıydı sanırım, geçen sene Design dersinde Rain'le ilgili poster hazırlarken kaydetmiştim bilgisayarıma,unuttum o yüzden tam olarak nerede bulduğumu.

Read more...

Takım Ruhu ve Galibiyet..

2 Kasım 2009 Pazartesi

Türkiye'nin geneli çok soğuk şu aralar, ama bilen bilir Ankara'nın ayazı bilindik soğuklardan daha bir fenadır. henüz geçen Salı t-shirtle sokağa çıkarken kat kat giyinip montlarla dışarı çıkıyoruz 2 gündür, şu anda da inanılmaz bir yağmur var.. Zaten sevmediğim, sevemediğim bir şehirken böyle günlerde gittikçe çekilmez bir hal alıyor Ankara, böyle olunca da bu gri günlerde değil yazı yazmak, bilgisayarı açasım bile gelmiyor. O yüzden pek ayrıntılı bir maç yazısı olmayacak bu seferki, geçen postta Kewell'ın golünden sonraki duygu ve düşüncelerimi de yazmıştım zaten:)


Sezon içerisinde yaşanan 2 olayın ardındaki maçlar korkutmuştur beni hep, 1) Fenerbahçe yenilgisi ardından yapılan maçlar, 2) Avrupa Kupalarından elenişimiz ardından yapılan maçlar. Bu maç da bu yüzden korktuğum maçlardan biriydi. Bucaspor maçının olduğu gün şehirdışındaydım,dolayısıyla özetinden izlediğim kadarıyla kabus gibi bir ikinci yarı yaşanmış, o yüzden Sivas maçı için "kesin yeneriz" diye konuşamıyordum bir türlü . Tek bildiğim şey Kewell'ın gol atacağıydı- ve yine yanılmadım :)

Bu maçta aldığımız 3 puan ve attığımız 2 golden çok sevindiğim şeyse, uzun zamandan sonra ilk kez gol yemeden, hatta neredeyse pozisyon bile vermeden maçı bitirmemiz oldu. Sivas inanılmaz kötüydü, gol yememiş olmamızda bunun da etkisi var elbet ama son bir-iki haftada yediğimiz gollerin büyük bir çoğunluğunun defansın hatasıyla yenilen birbirinden basit goller olduğu düşünüldüğünde maçın sonuna doğru kesin bir gol yeriz diye düşünmedim değil. Neyse ki korktuğum başıma gelmedi. Galatasaray Elano'suz, Keita'sız Baros'suz kadrosuyla Sivas'ı rahatça yendi. Çok çok iyi mi oynadık? Kesinlikle hayır, ama bu halimiz bile yetti net bir galibiyet almamıza.


Herşey bir yana,


Benim için maçın özeti bu karedir.
Tamı tamına 10 kişi var bu karede, Leo Franco'nun da kalesinde içi gidiyordur eminim orada olup arkadaşlarına sarılmak, gol sevincini paylaşmak için.. Çok seviyorum Galatasaray'ın gol sevinci anlarını, hatta böyle zamanlarda anlıyorum neden bu takıma bu kadar çok bağlandığımı.. Çünkü sahadaki oyuncular da birbirlerine böylesi büyük bir dostlukla bağlılar.. Bu birlik-beraberlikleri, bu takım ruhları hep böyle kalsın, zira ne zamandır bütün takımın bir arada olduğu böyle güzel gol sevinçleri göremiyorduk, özlemişiz.


Son olarak; birkaç günden beri dolaşan içgüveysi damat Saatçi ve M.Özülkü videosu hakkında birşeyler yazmak istiyordum, hatta uzun bir yazı da yazdım ama sildim. Hani onlar diyor ya " bayanlar izliyordur şimdi", benim de bir bayan olarak buraya onlar hakkında birşeyler yazmaya terbiyem elvermedi, bu olayla ilgili bloglarda yazılan, dün stadda söylenen bütün herşeye aynen katılıyorum diye noktayı koyayım.

Read more...

Kewell

1 Kasım 2009 Pazar




Sahaya gülerek çıkıyorsun ya, sonra da golünü atıyorsun mükemmel bir şekilde.
yine gülüyorsun,
golün sevinciyle takım arkadaşlarına sarılırken.
işte ben o maçları ayrı bi seviyorum, ayrı bi güzel geliyor bana.
Seni de çok seviyorum.
Canım benim.
Yirim!

22:18'de gelen edit: Postu devre arasında Kewell golü attıktan hemen sonra sevinçten çıldırırken yazdığım için foto koyamadım, şöyle güzel bi gol sevinci fotosu koyim de blog renklensin dedim şimdi tekrar okuyunca yazdıklarımı :)

Read more...

İçimizden Biri

30 Ekim 2009 Cuma



-“Maç öncesinde taraftarını selamlamaya giden futbolcularımıza durduk yerde yapılan saldırı, özellikle kaptanımıza bilinçli şekilde yapılan taciz ve atılan yumruklar, küfür, yabancı madde yağmuru, futbolculara atılan içi su dolu balonlar. Keita’nın gözünün çıkmasına ramak kalan yaralanması, hakemin başına gelen yabancı cisim ve atılan dikiş, yapılan tıbbi müdahale…

Ayrıca küfür konusunda altını çizmek istediğim bir nokta var. Kaptanımız Arda’ya 55 bin kişi toplu halde küfür ediyor. Fenerbahçeli hiçbir yönetici müdahale etmiyor, sessiz kalıyor”



-"Arda Galatasaray kaptanıdır ve hiçkimse de Galatasaray kaptanına el kaldıramaz. Bunun böyle bilinmesi lazım. Arda genç bir futbolcu ve ona herkesin sahip çıkması lazım önemli olan futbolcuyu kazanmaktır."


Devamı burada.

Dünden beri merakla bekliyordum Haldun Üstünel'in basın toplantısını, söyleyebileceklerini az çok tahmin ediyordum aslında, tahmin ettiklerim doğru çıktı ve o, içimizden biri olarak herkesin günlerdir düşündüğü şeyleri bir bir dile getirdi basının önünde bazılarına anladıkları şekilde bir cevap verebilmek için. Hislerimize bir bir tercüman oldu söylediği her cümleyle, her kelimeyle.
Ağzına sağlık Haldun Üstünel. İyi ki Galatasaraylısın, iyi ki Galatasaray'dasın.

Read more...

10²

28 Ekim 2009 Çarşamba





**Foto buradan alıntı.

Read more...

2 ay

25 Ekim 2009 Pazar

Sağlık Raporu:Milan Baros

Emre Belözoğlu ile bir pozisyonda giriştiği ikili mücadele sonucu sakatlanarak oyunu terk etmek zorunda kalan Milan Baros, soyunma odasında yapılan ilk müdahalenin ardından Bakırköy Acıbadem Hastanesine nakledilmiştir. Yapılan ayrıntılı muayene ve tetkiklerde sol ayak ikinci ve üçüncü tarak kemiklerinde kırıklar tespit edilen Milan Baros’un ayağı hemen alçıya alınarak hastaneden taburcu edilmiştir.




içimden o kadar çok şey demek geliyor ki o çubuklu insan(??)'a,
toparlayamıyorum bir türlü kafamı.
o yüzden
susuyorum.

Read more...

Adamsın Sipsi!

24 Ekim 2009 Cumartesi


Nasıl bir evlilik diye düşündün mü hiç?

Güzel şaşalı bir düğün yaparız, Allah izin verirse. Belki Ali Sami Yen'de yaparız, Nevizade Geceleri çalarken Ali Sami Yen'de düğünü patlatırız. Kim bilir belki de tribünlerde 25 bin kişi, masalar sahanın ortasında, güzel sanatçılar... Hem konser hem Nevizade Geceleri eğleniriz işte!

Şimdi diyenler olmaz mı, Arda parayı götürecek?

Biletleri bedava yaparız.





**Sen iste yeter ki, Ankara'dan bile geliriz biz Ali Sami Yen'de patlatacağın düğüne :))


***Röportajın ve resimlerin devamı için; tık


Read more...

Derbi?



Futbolla ilgili bilinen bir çok aforizma vardır.Bir çok blog sitesinde görebilirsiniz bunları.Beni en çok etkileyeni Maier Lorenz'in 'Hiç kimse takım seçmez,sadece kendini ona ait hisseder' sözüdür.
Ben takım seçme hakkı olmayan bir çocuktum,beş kişilik ailede en küçüktüm ve benden önceki bütün fertler Fenerbahçe'ye gönül vermişti.Tıpkı sülalemin çoğunluğu gibi.Fenerbahçeli olmam için bana çektirmedikleri eziyet kalmamıştı.Fakat şanslıydım,çünkü 90'lı yıllarda doğmuştum.Ailemin aksine ben kendimi çok yakın hissediyordum Galatasaray'a.Galatasaray'ın altın yıllarını yaşadığı zamanlarda çocuk olan her insan gibi..Birazda baskıya karşı tepkiydi benimki.
O yaşlarda Galatasaray'ın o güzel dönemlerinin biteceğini düşünmüyordum.Bu gerçekle yüzleşmem ilkokul dönemlerime denk geldi.Çok değil,1-2 yıl önce 'hangi takımlısınız?' sorusuna sınıfın %90'ı Galatasaray derken,bu sayı zamanla azalıyordu.Maddi sıkıntılar başlamış,o güzel yıllar geride kalmıştı.
İşte o dönemler,daha önce farkında olmadığım bir şeyi fark etmiştim.Fenerbahçe derbilerinin önemini.Artık ailem tarafından tuttuğum takım kabullenilmiş,ben 9-10 yaşlarına gelmiştim ki o malum derbi yaşandı.O zaman bir şeyin daha farkına varmıştım,Fenerbahçe taraftarının kafa yapısının.50 küsür yaşındaki amcamda,benden 1-2 yaş büyük kuzenimde aynıydı işte.Futbolla alakası olmayan ablam ve annem bile anlamsızca yükleniyorlardı bana.Yıllarca derbiler benim için işkence oldu,alınan kötü sonuçlar sonrası herkesin hedefi oluyordum.Sırf derbiler değil,üç sezondur hasret olduğumuz şampiyonluk da canımı sıkıyordu.Bu üç sezonun 2'sinde Fenerbahçe şampiyon olmuştu.
O yıllarda öğrendim kötü gün taraftarı olmayı.Takımımı savunmaya o yaşlarda başladım.Başarılar sonucunda Galatasaray'ı seçmiş bir neslin içinde olmama rağmen.
O zamanlarda dahi hiç bir zaman pişman olmadım Galatasaraylı olduğum için.Hayatımda ki en doğru,en güzel şeydi benim için.Hep de öyle kaldı.
2005-2006 sezonu bir çok Galatasaraylı için çok önemlidir.14 Mayıs 2006'da O 'kötü gün'lerin bittiğini düşündüğümüz bir sezondur.
Maddi sıkıntılara ve Fenerbahçe'nin şampiyonluğu garantilemesine rağmen benim umudum vardı.Ve bir şey oldu.Bütün Galatasaraylıların bildiği,diğer takım taraftarının anlayamadığı bir şampiyonluk yaşadı Galatasaray.Hayatım boyunca gördüğüm en fanatik Fenerbahçeli olan büyük amcamı ilk defa o gün ağlarken gördüm.Uzun bir zaman sonra telefonlara çıkmayan taraf değişti bizim ailede.O gün tekrar şükrettim Galatasaraylılığıma.Hiçbir derbinin sonucu bana o sevinç gözyaşlarını döktüremezdi.
O sezondan sonra bir çok derbi oynadık.Fenerbahçe'yi kendi evimizde yenip şampiyonluk yolunu da açtık,o sezon şampiyonda olduk.Hatta teknik direktörsüz.Fakat hiçbir derbi bir insana takımına inanmanın ve bunun sonucunu almanın verdiği keyfi veremez.Hiç bir kupa bir insana güveneceği bir şeyin olduğunu bilmenin rahatlığını hissettiremez.

Read more...

Sen var ya sen

23 Ekim 2009 Cuma



Öncelikle,
bu sefer Kewell'ın golünü önceden hissedemedim çünkü golü göremedim! Golü Canlı canlı izleyemediğim için saymıyorum bunu, Fenerbahçe maçında bir daha gol atacaksın Kewell,anlaştık mı?? :)


Kewell'ın golünü izlememiş, daha doğrusu izleyememiş olmanın nedeniyse maçın benim açımdan binbir türlü aksiliklerle başlamasıydı.. Tnt bu sefer bizim maçı yayınlamadığı için babamla yollara düşüp Çayyolu'nda her zaman maç izlediğim cafede izlemeye gittik maçı, ama 24.dakikada elektrikler kesildi! Sanırım bende bir uğursuzluk var diye düşünmeye başladım çünke elektrik bundan en son 3 hafta önce ve Strum Graz maçı oynanırken kesilmişti. aynı şekilde elektrik kesintisi olunca bende bir uğursuzluk olduğunu o maçtaki gibi berabere biteceğini düşünüyordum ama neyseki beklediğim gibi olmadı, o kadar da uğursuz değilmişim! Maçı SMS'le anlatacağım diye söz verdiğim arkadaşlarımdan "1-0 öndeymişiz" haberleri gelince, elektrik de bir türlü gelmeyince mecburen cafeyi terkedip Park Caddesi'ndeki- bu sefer jeneratörlü- başka bir Cafeye gittik.
içeri girer girmez Nonda'nın gol atması da ayrı bir güzellikti ama sözüm sana d-smart;
devre arasında 15 dakika boyunca reklam vermeyi biliyorsun, 2 tane reklam az verin de maçın ilk yarısını kaçıranlar için ilk golü gösterin yahu!! Ancak eve geldikten sonra maçın 00:30daki tekrarından izleyebildim Kewell'ın golünü ve kaçırdığım 15-20 dakikayı.

Takım olarak çok iyi oynadığımız maçlardan birini izledik dün akşam, Nonda yine boş geçmedi ve iki güzel golle galibiyeti getiren isimlerden biri oldu,Keita'nın geldiğinden beri takım için yaptığı olumlu şeyleri saymaya başlasam öğleden sonraki dersime geç kalırım- o kadar çok ki- , az ve öz olarak mükemmelsin Keita diyip geçiyorum o yüzden..
Sahada onun için 70.dakikada pili bitiyor diyenlere inat dakika 89 küsür olmuşken hala yorulmamış, gol pozisyonuna giren bir Kewell vardı dün akşam, ve iyi ki de var. son 2 maçtır yaşadığı yükselişi bu maçta da sürdürdü.

Keşke bir de son yenilen gol olmasaydı, her ne kadar 4 gol atıp galibiyeti fazlasıyla garantilemiş olsak da "her maç en az bir tane basit gol yiyelim" durumundan vazgeçmek gerekiyor bir an evvel, hele ki önümüzde Kadıköy deplasmanında yapacağımız zorlu maç varken..

Son olarak, dün de tribünde söylenen "Sen var ya sen" i gittikçe daha çok sevmeye başladım ben, ilk olarak Eskişehirspor maçında söylenen andaki görüntülerden duymuştum, ardından Ankaragücü maçında tribünde bağıra çağıra söylemekten en keyif aldığım tezahüratlardan biri oldu, 2 maçtır da tribünde söylendiğini duyunca televizyonun karşısına geçip "şaaampiyoon oolalıım" diye eşlik edesim geliyor, işte bu yüzden bu yazının başlığını "Sen var ya sen" koyuyorum.



"Ne? Ben mi attım golü? Görmediniz mi Servet'i? Eh, madem şarkımı da çalıyorsunuz ben atmış oliyim, peki!" :)))

Read more...

Olmuyor,sensiz olmuyor..



Maç çıkışı, eve gitmek için arabaya bindiğimizde bu şarkı çalıyordu.
Gözlerim dolu dolu dinledim,zira bundan daha güzel bir şarkı ifade edemez heralde şu anki duygularımı..
Gündüz 6 saat dersim vardı bu yüzden inanılmaz yorgunum, dolayısıyla detaylı bi maç yazısı ancak yarına kaldı ama duygularımı yazıya dökmeden bu geceyi sonlandırmak istemedim.




Son olarak;



Şaaampiyoon oolalıııım!!

Read more...

Kim?

20 Ekim 2009 Salı

Teoman şarkılarının büyük bir çoğunluğunun genel özelliğidir bu bana göre.. Genelde bir şarkısını ilk dinlediğimde "bir daha dinlemem ben bunu,sevmedim" diye es geçiyorum veya birkaç kere dinleyip rafa kaldırıyorum, sonra aradan zaman geçince tesadüfen biryerlerde duyduğumda "aa ne güzelmiş aslında bu" diye yeniden dinlemeye başlıyorum, zamanında bir kere dinleyip sonrasında yüzüne bakmadığım şarkı birden en sevdiklerim arasında yerini alıyor..
"Kim"
de bunlardan biri..Candan Erçetin de şarkıyı Söz-Müzik Teoman albümünde seslendirmişti ama Teoman versiyonu bambaşka.. Üç-dört gün önce Ceyda'yla konuşurken msnde dinlediği müzikler kısmında görüp "neydi bu şarkı,hatırlayayım bi" diyerek dinlemeye başladım, o günden beri de 100-150 kere dinlemişimdir sanırım..
Müziği mükemmel,sözlerine diyecek sözüm bile yok,buraya linkini koymuşken bir kez daha dinliyim en iyisi..

kim dinleyecek kalbimi
bakacak yüzüme güzelmişim gibi sanki

Read more...

Kaldığımız Yerden Devam: 4-3

18 Ekim 2009 Pazar




Burada yazmıştım 1 ay kadar önce, ne zaman Kewell gol atacak olsa içime doğuyor diye..
Evet, bugün de aynı durumdaydım.. bütün gün kiminle maçı konuştuysam "Kewell gol atacak" dedim, ve dakikalar 23'ü gösterdiğinde Kewell bir kez daha "bak şimdi,birazdan öyle bir gol atacağım ki ardından gol dediğin böyle atılır işte diyeceksiniz" konulu golünü attı,böylece hem ben yanılmamış oldum, hem de gerek golüyle gerek de gol sonrasında "eskisi" gibi sevinmesiyle çook mutlu etti bizi Lord :)

Maçın geneline gelirsem,
Bol gollü, dolayısıyla -özellikle son 10 dakikasında- adrenalinimin tavan yaptığı bir maçtı..
Özellikle Eskişehir, Sturm ve -her yönüyle hiç bir zaman hatırlamak istemediğim- Ankaragücü maçlarıyla kıyaslarsak çok formda bir Galatasaray vardı sahada. Bunu da maçın başında ortaya koyduğu baskılı oyunla gösterdi zaten ve çok geçmeden Kewell'ın mükemmel golü geldi, 2. golden sonra Galatasaray oyunun kontrolünü tamamen ele almışken ve farka gideceğimizi düşünürken hiç hesapta olmayan bir şekilde Trabzonspor'un golü geldi, ve bu gol bütün hesapları bozdu. İkinci yarıysa tam bir gol düellosu şeklindeydi ve her ne kadar izlerken baya bir gerilmiş olsam da son zamanlarda izlediğim en keyifli maçlardan biriydi, seviyorum böyle ölüp ölüp dirildiğimiz maçları izlemeyi!
Atılan 4 gol harika olsa da, yenilen 3 golün bir daha tekrarlanmaması için önlemler alınması gerekiyor, özellikle de önümüzde bu kadar önemli ve arka arkaya 2 tane maç varken.
Sabri'ye zamanında söylediğim-saydığım- lafların hiç birinden dolayı pişman değilim, ama bu çocuk beni şaşırtmaya devam ediyor. Bu akşam da sahadaki en başarılı isimlerden biriydi. Arda her ne kadar gol atmış da olsa formsuzluğu tam olarak düzelmiş değil, ama geri dönüşünün Fenerbahçe maçıyla olacağını düşünüyorum. Hakan Balta ve Ayhan'ınsa bir an evvel toparlanması gerekiyor. Ayrıca, Keita'ya burdan sesleniyorum: iyi ki varsın! Kuşkusuz sahanın en iyi isimlerinden biriydi.
Kewell sa,attığı gol,maçın başındaki pozisyonları ve oyundan çıkana kadar oldukça iyi oynaması bir yana, gol attıktan sonraki sevinci herşeye bedeldi. İnanıyorum ki formu yükseldikçe yüzü de daha çok gülecek ve- umarım inşallah lütfen- 2 yıllık sözleşmesi imzaladığında bize "Kewoooool" çığlıkları attıracak yeniden.

Son olarak,
yarın Futbol Aşkı'na katılacağını öğrendikten sonra maça da gelir kesin diyordum,
beni yanıltmadı ve maçı izlemek için televizyonu açar açmaz 10'u gördüm..
Ali Sami Yen seninle bir başka güzel be Gica diyorum ve I love you Hagi diyerek maç yazımı burada bitiriyorum.

Read more...

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP