Oh be!

8 Kasım 2009 Pazar




Evde izlediğim maçların büyük bir çoğunluğunu babamla izlerim ben. Beşiktaşlıdır kendisi. Bu yüzden birbirimizle atışarak, hatta yer yer kavga ederek izleriz genelde maçları. Bu akşamki maçı da 90 dakikalığına Diyarbakırspor taraftarı olmuş bir babayla izlemek zorunda kaldığım için maç içinde yaşanan stresli anların haricinde ekstra bir stres daha yaşadım. Maç bittiğinde 10 kişi kaldıktan sonra gol yiyeceğimize kesin gözüyle bakan babamın yüzündeki ifadeyse paha biçilmezdi ve yaşadığım bütün o gerginliğe değerdi. O yüzden "oh be!" koydum yazının başlığını.

Maça kötü başlayan taraf Galatasaray'dı, gol yemeden açılacağımızdan da pek emin değildim, o yüzden golü yediğimizde bir yandan üzülürken bir yandan da şimdi her zamanki Galatasaray gibi oynamaya başlayacak takım diye geçiriyordum içimden. Haklı da çıktım ve önce oyunu domine etti, ardından da Sabri'nin golüyle beraberliği yakaladı Galatasaray.
Sabri demişken, geçtiğimiz senelerde Sabri'yi savunan arkadaşlarımla çok kavga ederdim bu yaşından sonra ondan hiçbirşey olmaz artık diye, olabiliyormuş demek ki. Her maç beni yanıltmaya devam ediyor, hep de devam eder umarım.

Rijkaard takımın başına geçtiğinden bu yana etrafımdaki pek çok kişi gibi ben de sonsuz güveniyorum ona, yaptığı her oyuncu değişikliğinde, verdiği her kararda "Rijkaard yapmıştır vardır bir bildiği" diyorum hep. Barış Özbek sarı kartı gördükten sonra maç içindeki gergin halleri devam ettiğinde de "muhtemelen ikinci yarı veya ikinci yarının başlarında oyundan alınır" diyordum, çünkü ikinci yarıda kırmızı kartı yiyeceğinden adım gibi emindim. Bu yüzden kırmızı kartı yediğinde Rijkaard'ın neden daha önceden Barış'ı oyundan almadığını merak ediyordum, hatta anlam veremiyordum ki açıklama kendisinden geldi maç sonrasında, tam onu oyundan almaya hazırlanırken kırmızı kartı görmüş Barış.
Barış'ın oyundan atıldığı an da ekran başında taraftarlar, sahada futbolcular için gergin dakikaların başladığı andı. 3. golü beklerken bir anda herşey tersine döndü, hatta ciddi ciddi saniyeleri saydım son 20 küsür dakikada, ki bayadır yaşamıyorduk kalp krizinin eşiğinden döndüğümüz maçları sanırım . 10 kişi kalmasına rağmen, Diyarbakır'ın akın akın kalemize gelmesine rağmen bu maçı kazanmasını bildi Galatasaray. Hatta neredeyse Linderoth'un şutu gol olacaktı, özlemişiz yahu! Bu arada, maç içinde ara ara yanıma gelip giden, Galatasaray hakkında -sayemde- az çok bilgisi olan(Florya'ya antremana götürmüşlüğüm bile vardır:) ) annemin Linderoth'u görüp de "bu kim,yeni transfer mi" diye sorması çok trajikomikti, hala aklıma geldikçe gülüyorum!


Kewell, kuşkusuz sahadaki en iyi isimlerden biriydi. Hatta son birkaç maçımızda sahanın en iyilerinden biri oluyor Wizard of Hell. Bu isteği, dakika 90 olmuşken bile sanki maçın birinci dakikasındaymışcasına koşması, çabalaması bile en az 2 sene daha Kewell from Galatasaray olarak burada olacağı yönündeki umutlarımı fazlasıyla arttırıyor. Ne de güzel sevindiler ayrıca Arda'nın golünden sonra, alttaki foto hariç hiçbir yerde Arda golü atar atmaz Kewell'ın ona koşup sarıldığı anın fotosunu bulamadım, maçın özetini indirirsem kendim screencap alıp buraya eklemeyi düşünüyorum, bulunsun blogda.

Arda demişken, golden sonraki sevinci, "işte bu" diye kükremesi son zamanlarda yaşadıklarını fazlasıyla gösteriyordu bana göre. Pek iyi günler geçirmiyor ve umuyorum(umuyoruz) ki bu gol tekrar eski Arda'yı görmeye başlayacağımız günlerin habercisidir. Kaptan çok sevindi, biz daha fazla sevindik. Hep böyle istekli, hep böyle mutlu olsun o.



Son olarak,
Frank Rijkaard öyle bir üzüldü ki yediğimiz golden sonra.. o yüz ifadesini, yaşadığı mutsuzluğu görünce ben daha fazla üzüldüm. Sonra sevindi ya ilk golde, ve özellikle ikinci golde.. işte o an da oraya gidip ona sarılasım, onunla gol sevincini paylaşasım geldi. Nasıl içten bir sevinmedir bu böyle ya, canım benim. Biliyorum, hatta eminim ki Galatasaray onunla onlarca başarıya imza atacak.

3 yorum:

Hayat dedi ki...

Barış ve Sabriyi(Her ne kadar gol atmış olsa da)her görüşümde sanki bunlardan daha iyisini hakediyoruz hissine kapılıyorum hep.Bence de Frank Rijkaard la doğru yoldayız ve güzel başarılar elde edeceğiz:)

extensor dedi ki...

Eline sağlık öncelikle.
Barış'ın neden daha erken oyundan çıkarılmadığı düşüncenle ilgili olarak...
Barış her ne kadar psikolojik olarak sağlıklı görünmesede, sahada futbol olarak çok sağlam duruyordu.
İlk 30 dakika ekstra mücadele eden Diyarbakırspor sonradan haliyle yorulmuştu. Zira 11'de bir sürü 30 yaş üstü oyuncusu da vardır Diyarbakırspor'un...

Eğer Rijkaard... O tartışmalardan sonra veya ikinci yarı başında onu çıkarmış olsa oyundan...
O zaman Diyarbakırspor'un yorulmuş olmasından kaynaklanan avantajını kullanamayacaktı.
Ve belki Galatasaray öne geçtiği gol pozisyonuna giremeyecekti.

Çünkü yok Galatasaray yedek klubesinde Barış gibi o an çift yönlü oynayabilecek, ortasaha direncini tutabilecek, böyle dinamik bir oyuncu daha.
Ne Linderoth o pres gücüne sahip, ne de Elano (şuan için)
O yüzden 65'e kadar oyunda tutması bence çok mantıklıydı.

Ha keza, Barış'ın yaptığı çok saçma ama onuda afaroz ediyor bizim şerefsiz basın hemen. Adamın karakterine varan, hakarete varan kelimeler kullanmak kimsenin haddine değil.
Dünya kupası finalinde Zidane'a da diyebilir misin profesyonal değil, akılsız vs diye. Yada UEFA kupası finalinde oyundan atılan Hagi'ye de o lafları da göreyim. Önce Allah çarpar, sonra Galatasaray taraftarı çarpar adamı.

Zira Barış'ın durumu vahimdir. Maç boyu proveke edilmiştir. Ensesinden itilip yere düşürülmüştür. Ne kadar aşalıyıcı bir harekettir (yumruk yemeyi tercih ederim mesela ben) Sonra başka bir pozisyonda bileğine basılmış hatta adam bastıktan sonra uzun süre ayağını bile çekmemiştir.

Ve sarısı olduğu için Barış bunların hiç birine tepki gösteremedi. Sonra dağıldı o saçma hareketi yaptı evet.
Ama Barış'ı suçlamak olmaz. Rijkaard'ı suçlamak hiç olmaz.

(Kusura bakmayın içimi döktüm, neden bilmiyorum :) )

Gözde dedi ki...

Extensor,
Kusura bakmayın birkaç gündür giremedim bloga, yorumunuzu şimdi gördüm. Öncelikle teşekkür ederim. Estafurullah ayrıca, ne kusuru:)

Barış'ın oyunda kaldığı süre boyunca tahrik edildiği kesinlikle doğru, zaten ben de bu yüzden çıkarılsa daha iyi olur diyordum çünkü amaç belliydi ilk sarıyı zaten görmüş, bir şekilde tekrar sinirlendirip onu ikinci sarıyı görmesini sağlamaktı. Sonrasında da saçma bir sebepten dolayı ikinci sarıyı gördü zaten. Yoksa oyunda kaldığı süre boyunca takıma negatif yönde hiç bir etkisi olmadı, ama Barış kırmızı kart görürse 10 kişi ne yapacağımız konusunda şüphelerim vardı, o yüzden de bir an evvel oyundan çıkarılmasını istiyordum.
Yazımda da dediğim gibi Rijkaard'a güvenim sonsuz, hatta o bu sene Galatasaray'ın başına gelmiş en güzel şey.


Hayat,
Aynı hisse ben de zaman zaman kapılıyorum ama bu sezon ikisi de -özellikle Sabri- Rijkaard'la beraber yeniden doğdu, bu da oldukça sevindirici.

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP